Nereden Nereye

*Çiçekler, böcekler:Hacettepe/Beytepe

Başlığım nereden nereye, çünkü hikayemi öyle ifade ediyorum. Özgeçmişimden de anlaşılabileceği gibi ben bir biyologum, bir o kadar da idealistim. Biraz fazla ders çalışanlara okulda taktığımız komik adı bilirsiniz,işte okul hayatımda biraz öyleydimL Üniversite sınavına girerken, “Biyoloji Bölümü yazayım da işte, üniversite mezunu olayım bir mesleğim olsun” düşüncesinde değildim. Henüz orta okul yıllarında, bir gazete küpüründe benimle aynı yaşta olan, dünyanın ilk tüp bebeği Louise Brown’un hikayesini okuduğumda karar vermiştim Tüp Bebek ile ilgili bir iş yapmaya ve bu yolda neler gerektiğini bilerek, Embriyolog olma ümidiyle kazandım Biyoloji bölümünü. Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümünde o dönemler branşlaşma imkanı olmadığından dört yıl boyunca çeşitli hastalık etmeni virüsleri, envai çeşit bakterileri, hatta bir takım nesli tükenmiş hayvan familyalarını bile bir bir ezberleyerek girmiştim ilgimi çekmeyen derslerin sınavlarına bile. Beytepe kampüsü çimlerinde, kütüphanesinde, boş sınıflarda her fırsata ders çalışan hatta bahar şenliğinde konser alanının bir köşesinde dahi bir yandan şarkılara eşlik edip tempo tutarken bir yandan da etraftan mis gibi kokuları gelen tüm çiçek türlerinin Latince isimlerini aklından geçiren bir öğrenci tipiydim işte. “Yapıyorsam en iyisi olsun” felsefesini düstur edinmiştim ki sonunda da hep hayalini kurduğum kep atma törenine ulaşmıştım bir solukta.

 

*Tıp Fakültesi… Yıllar sonra gerçekleşen bir hayal

1999 Yılının Sonbahar Sömestr başlangıcında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde Yüksek Lisans için kabul edilmiştim. Artık bilimsel ilgi alanım olan Embriyoloji’yi en iyi bilen kişilerden, tüm ayrıntılarıyla öğrenme imkanım vardı ve öğrendiğim her bir yeni bilgi beni daha da çok mutlu ediyordu. Biran önce bu öğrenilenleri pratiğe de aktarabilecek imkanları değerlendiriyordum. Hergün daha mutlu, heyecanlı derslerime gidiyordum. İnsan vücudunu en yakın noktadan inceleme imkanı bulduğum kadavra diseksiyonu derslerinden birinden çıkıp etrafıma formol kokuları saçtığımı düşünerek eve gittiğim bir akşam üstü, Ankara Üniversitesi Tıp fakültesi Merkez laboratuarında staj yaptığım dönemdeki hocam’ın telefonu geldi. Bana staj yaptığım yerde iş teklifinde bulunuyordu. Ayaklarımın yerden kesilmesinin akabinde, sevinçten titreyen sesimi normalize etmeye çalışarak bu teklifi onur duyarak kabul edeceğimi ancak yüksek lisansa başladığımı söylediğimde, bunu zaten öğrendiğini ve teklifi hafta sonu/ gece nöbetleri için sunduğunu vurgulayınca sevinçten uçtuğumu sanmıştım.

Ve hemen ay başında, artık hem Tıp Fakültesi biyokimya laboratuarında bir işim olmuş hem de gündüzleri de Embriyoloji eğitimime aralıksız devam ederken keyfim daha bir yerinde hissetmiştim. Nöbette bazı geceler çok az hasta olduğunda, bana kalan uyuma fırsatlarını, ev dışında uyuyamama takıntım, nedeniyle laboratuarın cihaz sesinin nispeten az olduğu bir köşesinde,  kitap okuyup, ders çalışarak; müzik dinleyip gelecek hayalleri kurarak değerlendiriyordum. Ertesi sabah nöbet kıyafetlerini atıp, temiz giysilerimi ve ayakkabılarımı giyip gece boyu mışıl mışıl uyumuş efekti yaratan makyajımla yüzümü maskeleyip derse gidiyordum.Gazi Tıp daki arkadaşlarım ve öğrenciler benim nöbetten çıktığıma inanmıyorlar,beraberce bu konu ile ilgili espriler yapıp eğleniyorduk.

*Hayatım Laboratuvar

Gel zaman git zaman yüksek lisansım bitti ve artık Bakanlığa başvurup mesleki yeterlilik eğitimini alabilirdim. Şans bu ki Sağlık bakanlığı beni, hali hazırda görev yaptığım üniversitenin kadın hastalıkları ve doğum bölümüne yönlendirmişti. Böylece nöbet çıkışları biyokimya laboratuarından çıkıp infertilite laboratuarına geçiverecektim.

O sıralar sabah biyokimya laboratuvarında (lab) gözümü açıyor, nöbeti devredip oradan formaları hiç çıkarmadan tüp bebek laboratuvarına geçiyor,gün boyu en çok sevdiğim ortamın havasını soluyarak eğitimime devam ediyordum. Akşam evde ertesi günün derslerine çalışıyor, gece de başım daha yastığa gitmeden uyuyakalıyordum. Rüyamda laboratuvarın hükümdarı entrikacı tiplerle mücadele verirken sabah annem uyandırmaya çalıştığında ona hasta isimlerini saydığımı öğreniyordum:)) Bazen 36 saatlik uykusuzluk zorlasa da bu tempodan hiç şikayetçi olmadım, iyiki de olmamışım…

*Yumurtalar,Embriyolar,Hayatımın Aşkı

Yıl 2005 aylardan Şubat. Aylar önce bir kongrede yanına giderek saygıyla kendimi tanıttığım ve Tüp Bebek eğitimi serüvenimi kısaca anlattığım, camianın en başarılı Kadın Doğum Hocalarından biri bizzat telefon edip bir Tüp Bebek merkezi açmak üzere olduğunu ve Laboratuvar sorumlusu olarak da beni düşündüğünü söylediğinde çok şaşırmıştım. Bu, ünlü bir oyuncu olmak isteyen sanatçı adayına ülkenin en başarılı yönetmeninin baş rol teklif etmesi kadar onurlandırıcı ve önemli bir teklifti; Tabiî ki hiç düşünmeden kabul ettim. Laboratuvar kurulacaktı, ben kuracaktım, her taşında, tuğlasında, alınan tek bir pipetinden enjektörüne, cihazlarına tüm donanımında emeğim olacaktı. Zaten işimi “kendimin” hissetmeye o kadar gönüllüydüm ki, gece gündüz bu özel kliniğin laboratuvarına adamıştım kendimi. Yumurta Hücrelerini toplamak , embriyoları elde etmek, lab’ın loş ışıkları ve hiç vazgeçemediğim müziğim eşliğinde mikroskop altında mucizelerin gelişimine katkıda bulunup onları keyifle incelemekle geçiriyordum zamanımın çoğunu. Bir de o embriyolarla, yıllar yılı çocuk sahibi olamamış çiftlerde gebelik elde etmek, bir insanın iş hayatında yaşayabileceği en büyük tatmini yaşatıyordu bana.

İşte tam o dönemlere denk geldi hayatımın aşkıyla evlenmeye karar verişimiz. O da benzer bir düzende mesleğini yapmaya, hayatını sürdürmeye çalışıyordu ve geleceğe dair mutluluk planlarımız bu nedenle de birbirimize çok benziyordu. Hep çok emek vermiştik çevremize, yaptığımız işe ama artık biraz da kendimize yatırım yapıp daha mutlu hissetmek, gelecek beklentilerinde elele yürümek için harekete geçmiştik.

*Bir olmak ve birinin hayatında tek olmak

Minimalist bir ev, rüya gibi bir düğün, ömür boyu unutmayacağımız kadar keyifli bir balayı ile başladık beraber hayatımıza ve anladık ki çift olmak hiç bir şey, önemli olan “bir” olmak ve birinin hayatında “tek” olmakmış. Yılların her ikimize de gösterdiğinin ve etraftaki çoğu kişinin sandığının aksine bu, pek ala mümkünmüş. Ve bu birlik, bir güzel meleğin aramıza katılacak olmasıyla artık bir yuvaya dönüşeceği için ayaklarımız yerden kesik, bayram çocukları gibi heyecanlıydık. Gebeliğimin başından sonuna yine işime dört elle sarılıp, elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışarak geçirdim günlerimi ve bundan dolayı gurur duydum kendimle. Gebeyim ama hasta değilim, sağlıklı bir anne adayıyım diye laboratuvar da bir oraya bir buraya koşturan, koca göbekli sevimli bir tiptim işte. Ve işte o günlere denk gelen zamanlarda okudum, verimli bir insanın ortalama 30 yıllık iş hayatının başından sonuna kadar aynı meslekte devam etmesinin, aslında var olan başka yeteneklerinin körelmesine sebep olduğunu.

*“İlim Ve Fen Nerede ise oradan alacağız”.Mustafa Kemal Atatürk

Eşimin Estetik Ve Plastik Cerrahi Uzmanı olmasından dolayı ve  dış görünüşe önem veren bir kadın olageldiğimden dolayı hep ilgi alanım oldu, kişiyi, özellikle de kadınları daha mutlu edecek o küçücük dokunuşların büyüsü. Ve doğumumu beklediğim günlerde evdeyken bir taraftan yeni doğan dönemine, bebek sağlığına dair kitaplar okurken bir taraftan da eşimin evdeki Plastik Cerrahi Textbook larını okumaya başlamıştım. Yine akşamları Estetik Cerrahi makalelerini çevirirken hem eşimin işlerini kolaylaştırıyor hem de bu işi temelinden öğrenmeye adım atıyordum. Sonra kendime estetik ve güzellikle ilgili kitaplar da almaya başladım. Ve önceden sadece ilgi duyduğum bu konular artık yavaş yavaş bilgi sahibi de olmaya başladığım bir branş haline dönüşmeye başlıyordu ve öğrendikçe daha çok sevmeye başlamıştım. Atam’ın öğretilerinin ana fikriydi zihnimde çağrışan;Bütün ilerlemeler insan fikrinin eseriydi. Bir başka bilim dalının teoriğini öğrenmenin imkanlarına sahiptim,çok istiyordum o halde kayıt, şart yoktu.

*En Gebeli Yollar

Akademik hayatımın engebeleri, gebeliğim ve prensesim ile beraber karşıma dümdüz bir yol olarak çıkmaya başlamıştı. Artık kendimden ve eşimden daha önce düşündüğüm bir başkası ama canımızın bir parçası olacaktı hayatımızda. Herşeyden, işten, hayat telaşından, akademik beklentilerden,kariyer hedeflerinden önemlisi o’ydu bizim için artık.

Gebelik, Tanrının biz kadınlara sunduğu, mucizevi bir süreç…İçinde, kendine ait, senin bir parçan olan o minicik varlığı barındırmak. Yiyip içtiğinden, günlük hayatta karşılaştığın olaylardan, maruz kaldığın çevresel faktörlerden, seninle birlikte etkilenen, senden beslenen, sana muhtaç olan bir canlıyı aylar boyu bedeninde, beraberinde yaşatmak. Bu ne büyük bir sorumluluktur ve ne büyük bir büyüdür. Bu sorumluluğu taşıyan hamile kadınlara verilen ise ne büyük bir güçtür. Gün be gün bedeninde, ruhunda oluşan değişikliklere ayak uydurmak, yeni haline alışmak. Artık kendinden çok düşündüğün, bedenini paylaştığın, zamanla içinde kıpırtılarını hissettiğin bebeğini hayatında birinci sıraya oturtmak.

Bir bebek dünyaya geldiğinde, gelişim sürecini adım adım izleme, genel durumunu takip etme şansına sahibiz. İhtiyaçlarını henüz dile getiremese de bazı somut belirteçlerle ne istediğini, bir problemi olup olmadığını, keyifli mi yoksa, sıkıntılı mı olduğunu az çok anlayabiliriz. Oysa gebelikte öyle mi? Gebeliğin ilk aylarında henüz bir tek kıpırtı bile hissetmesek de içimizde her geçen gün büyüyen en kıymetlimizin, o sırada hangi gelişim aşamasında olduğunu, hangi organlarının oluşmakta olduğunu, sırada hangi gelişim evresinin bulunduğunu, ileri aşamalarda bizim tekme olarak yorumladığımız anlarda onun aslında ne tür hareketler yaptığını birebir izleyemiyoruz.

Bu düşünceden yola çıkarak, gebelik aşamalarımı ve o döneme ait anılarımı kaydettiğim günlüğümü bir kitap halinde paylaşmaya karar verdim. Böylece bebeğin anne karnındaki gelişim aşamaları, haftalara göre boyu, kilosu ve vücut organlarının şekillenmesi ile ilgili edindiğim on yıllık bilgi birikimim ve mesleki tecrübelerimle, yaşadığım ilk gebelikteki acemiliklerimi harmanlayıp o sırada gebeliğini yaşayan ve merak eden kişilere aktarmayı hedefledim.

Diğer yandan da yine mesleğim gereği edindiğim izlenimlere göre, gebelik başarısı elde edememenin çiftler üzerinde ne gibi psikolojik etkiler yarattığını, gebeliğe giden yolda nasıl bir ruh hali içinde olduklarını küçük hikayelerle anlatmayı düşündüm. Ayrıca bu zaman diliminde kendi yaşadığım olumsuz deneyimlerle de onlarla nasıl empati kurduğumu paylaşıp bazı naçizane önerilerde bulunmak istedim.

Ayrıca, gebelik boyunca kendimiz ve bebeğimiz açısından dikkat etmemiz gereken noktaları, gebeliğe hazırlıkta ve hamilelik süresince yaptırılması gereken testler ve zamanlamalarını, gebelik sürecindeki yaşam tarzı ve doğru beslenme önerilerini, gebelikteki olası fiziksel ve psikolojik değişim tablolarını, mucizemizi beklerken her açıdan ne tür hazırlıklar yapmamız gerektiğini vurguladım. Mesleki bilgilerimin dışında kalan Obstetrik ( Doğuma ilişkin) konuları da çeşitli bilimsel yayın ve kitaplardan merak edenler için araştırıp harmanlamaya çalıştım.

Aktardığım bu bilgilerin, akıllardaki bazı soru işaretlerine cevap olurken kimi zaman duygusal, kimi zaman eğlenceli gebelik hallerim okunurken de gebelik döneminde hoşça vakit geçirileceğini umarak “En Gebeli Yollar”adlı kitabımı yayınladım.

*Bir kapı kapanır, kim bilir kaç kapı açılır?

Kitabımı yazıp yayınlayarak Embriyoloji laboratuvar hayatımın da bir bakıma jübilesini yapmıştım. Gebeliğimin son dönemlerinde planladığım gibi doğumumu yapar yapmaz çalıştığım tüp bebek kliniğinden ayrılma kararı aldım. Sonrasında tüp bebek sektöründen birkaç iş teklifi aldıysam da çoktan karar vermiştim hem iş hem akademik hayatımı estetik ve güzellik alanına kaydırmaya. Bu sebeple de çeşitli mesleki eğitimler yanı sıra hasta adaylarıma ameliyat öncesi ve sonrası dönemde yeterli desteği sağlayabilmek, hayata dair sorunlar yaşayıp çözüm için ipucu arayan kişilere kendileri için doğru olanı buldurabilmek adına Yaşam Koçluğu Eğitimimi de tamamladım. Mesleki olarak kendini eğitmenin sınırı olmadığını bildiğimden her geçen gün araştırarak yeni şeyler öğrenmeye gayret ederek kendimi, yaptığım işi, danışanlarımı bir üst seviyeye taşıyabilmek için elimden gelen ne var ise yapma çabasındayım.

İşte genel hatlarıyla benim nereden, nereye hikayem:) Herbirimizi hayat başka nerelere yönlendirir bilinmez ancak benim içinde bulunduğum pozisyon itibariyle amacım, olabildiğince fazla kişiye, olabilecek en iyi şekilde profesyonel destek sunmak, bildiklerimi aktarmak ve yardımcı olmak. Ve nicetouchacademy.com’ da işte bu amaçla oluşturduğum bir iletişim ağım.Artık laboratuarım, güzellik ve iyiliğe dair ne varsa onun için. Ve artık deneylerim, kimi zaman hayat deneyimleri, kimi zaman yüzümüz, cildimiz kimi zaman da yiyip içtiğimiz, gezip gördüklerimiz ile ilgili. Bazen bir alış veriş, bazen trafik bazen iş yaşantısı…Yani hayata dair ne varsa, artık benim laboratuarımda.