Sosyal medya hayatımızda önemli bir yer tutan,kimisi için boş zamanları eğlenceyle doldurma amacıyken kimisi için profesyonel bir paylaşım alanı.Bazıları reklam için bu ortamda bulunuyor, bazıları iş nedeniyle…Kimileri için ise neredeyse yaşama sebebi haline gelmiş bir mecra. Tabiiki sosyal medyayı doğru amaçla ve belli sınırlar çerçevesinde kullanmanın hem sosyal anlamda hem de mesleki açıdan faydaları yadsınamaz.
Ancak,hayatları facebook ya da instagram dan ibaret durumda olan kişilerin sayısı da oldukça fazla, işte sorun da orada başlıyor..
Sosyal medya hem işim, hem sosyal hayatım için yıllardır sevdiklerim ve danışanlarımla aramdaki bir bağ halinde. Öyle ki, üniversite mezuniyet gününden sonra bir daha hiç görüşmediğim bir arkadaşımın iş yaşantısında yükselişine tanık olmak,evlenip çocuklarının olduğunu görmek, bu bağ sayesinde oluyor ya da bir çocukluk arkadaşım mesaj yazıp tüp bebek tedavisi için benden öneri isteyebiliyor bu bağlantı sayesinde ve bu yaşananlar insanı çok mutlu ediyor.Ya da yıllarca görmediğiniz eski bir iş arkadaşınızla günün birinde yolda karşılaşsanız, kaldığınız yerden sohbete devam etmenize ve aynı sıcak duyguları hissetmenize aracı oluyor.
Paylaşmak, aynı zamanda kişinin sosyal bir ihtiyacı. Mutluluğunu paylaşırsın,karşıdan yansıyan pozitif enerji ile katlanır o güzel anlar ya da sıkıntılı anlarını paylaşırsın, duyduğun teskin edici sözlerle bir nebze dağılır kara bulutlar. Metropol insanı artık bu zamanları paylaşmak için sadece uygun zamanını denk getirebildiği ölçüde çok yakın dostları ve arkadaşlarının ona ayırabilecekleri vakti kollamıyor. Hemen oracıkta, o üzücü olayı yaşadığı anda ya da kahkahaları yükseldiği dakikalarda paylaşabiliyor hayatını görmesine izin verdiği herkesle…Bu aynı zamanda bir deşarj yöntemi…Mesela “Cuma akşamı bu trafik de yetti canıma” yazıp “sinirlenmiş hissediyor”duygu durumunu tıklayıp bir de “somurtgan” emoloji kondurduk mu azalıveriyor sinirimiz. İşte size terapi, daha ne olsun:) Tabii herşeyin dozunda olanı makbul, geçen gün PRP uygulaması için yüzüne anestezik uygulayıp beklemeye aldığımız bir hastam çantasından kitabını çıkartıp okumaya başladı bekleme süresinde ve dayanamadım, “Çoğu hastamız bu süreyi eline telefonunu alıp yüzü kremli halini çekip paylaşarak ya da hangi arkadaşı o gün neler paylaşmış bakarak geçiriyor.Şaşırttını beni” dedim. Meğer kadıncağız pek muzdaripmiş bu durumdan…Bir gece öncesi ne zamandır görüşmediği bir arkadaşıyla boğazda yemeğe gitmişler ama “Bir daha mı tövbe” diyor. Daha sohbete başlamadan arkadaşının manzarayı çekip facebook da paylaştığını, gelen yorumlara cevap verdiğini, o sırada o mekanda başka tanıdıkları var mı diye online kontrol yaptığını, yemek gelince çok acıkmış olmasına rağmen önce yemeğin poz poz fotografını aldığını, onu instagramda paylaşıp beğenileri takip ettiğini ve kendisinin buna verdiği tepkiyi anlattı. Güzel anları paylaşmak elbette çok hoş ve normal ama karşımızdaki kişiye saygımızı, biraraya gelmenin amacını ön planda tutmak kaydıyla, aksi halde bu durum sosyal medyaya sizin kadar ilgi duymayan ve dolayısıyla duruma anlam veremeyen dostunuzu böyle olumsuz etkileyebiliyor işte.
Benzer şekilde, sosyal medya her zaman dostlukların devamına, kişinin paylaşıp rahatlamasına sahne olmuyor ne yazık ki:( Eskiden insanlar “Bilmem kim hanım beni yolda gördü de bir selam vermedi” ya da “Ben falancanın evine gittim de o bir türlü benim evime gelmedi” gibi sebeplerle birbirlerine gönül koyarlardı. Şimdi ise daha çok da kadınlar bir arkadaşına “Artık fotograflarımı beğenmiyor” diye küsebiliyor ya da kadın annesine veya kayınvalidesine telefon edip”Fotograf paylaşıyorum altına yorum yapmıyorsun” diye kızabiliyor. Ne trajikomik bir durum…Çoğu kullanıcı açısından tamamen eğlenmek amaçlı olarak bulunan bu sanal ortam,bazen işte böylesi basit sebeplerle insanlar arası ilişkileri de zedeleyebiliyor. Hayatı tamamen bu ortam üzerine kurulu kimseleri bir süre sonra bu araç, öylesine esir ediyor ki takip ettiği herkesin, yaptığı paylaşımı,o an yazdığı bir sözü kıyısından köşesinden bir biçimde tutup, kendine uydurabiliyor ve üzerine alınma paranoyası geliştirebiliyor. Zannediyor ki herkesin yaşantısı sosyal medyaya endeksli ve belki de asosyalitesini perdelemek için kullandığı bu basit yolu herkes de şahsi serzenişlerine aracı olarak kullanıyor. İşte bu nedenle listesinde yüzlerce arkadaşı bulunan birinin her paylaşımından o tek tük kimseler bir biçimde alınıyor ve şaşırtıcı bir şekilde paylaşımı yapana kin beslemeye başlıyor. Bu durumda böyle can sıkıcı kişilere mahal vermemek için neyse ki sosyal ortamların blok koyma, arkadaşlıktan çıkartma gibi bir kaçışı var da bu ahengi bozan kimselerden bir “tık” la izole olma imkanı bulunabiliyor.
Herşey iyi güzel ve anlıyoruz ki sanal sosyalite belirli bir yere kadar kişiyi ve etrafındakileri olumlu etkiliyor. Fakat “sosyal medya hayatları” diye adlandırdığım bir takım yaşantılar da var ki o kimseler hiç de öyle sevincini, derdini paylaşmıyorlar aslında bu platformda. Ne mi yapıyorlar? Yüzlerine her daim kondurdukları bir maske ve yapmacık gülüş ile hep bir yeşilçam filminin aşk sahnesini canlandırma peşinde koşuyorlar. Öylesine iyi oynuyorlar ki bu rolü, siz gerçek hayatlarında yaşadıkları olaylara tanık olduğunuzda, kendinizden şüpheye düşecek kadar başarılılar. Mesela şehirler arası bir seyahatte, başından sonuna tartışmalar ve sinir harbi yaşadığını duyduğunuz bir sözde çift, yolun sonunda ulaştığı şehirde “Sevgilimlekeyifli yolculuk sonrası yorgunluk kahvemiz” 🙂 diye bir çift fincan fotosu paylaşıveriyor. Bu nasıl bir psikolojidir bilmek mümkün değil…
Vel hasıl seviyor ve aktif olarak kullanıyoruz bu mecrayı ama özellikle genç arkadaşlarımıza, kardeşlerimize naçizane bir öneride bulunmak gerekirse; ne olur kimse gibi olmaya çalışmadan, yapmacıklığa kaçmadan, yürekten, olduğu gibi olalım; bu sanal dünyanın bizleri esir almasına engeller koyalım.Her anımızı tabiiki herkes bilmek zorunda değil, öyle anları kendimize, sevdiklerimize saklayabiliriz ama özenti olmaktan mümkün olduğunca kaçınalım ki kendimize ve hayatımızdaki insanlara da saygımız kalsın.
Bu yazımı Can Yücel’in Herze şiiri ile bitirmek istiyorum “Bir yılan düştü vapurda yanıma
Sarıldım denize”
İster sanal olsun ister reel uzak kalın kötülükten, yapmacıklıktan, sevgisizlikten
Ve Sevgiyle kalın
Çiğdem Gündüzbey