Kleopatra’dan Ne Öğrendik?
Dünya tarihine güzelliği ile geçmiş az sayıda hemcinsimizden biri… Hayat hikayesinde dünyaya yön veren iki önemli adam, Sezar ve Antonius’la aşk yaşamaktan öz kardeşi ile iktidar kavgasına, dünya imparatorluğu kurmaktan kobra zehri ile intihara kadar pek çok nefes kesen başlık var. Belki erkek olsaydı yaptıklarına diplomasi denebilirdi. Oysa binlerce yıllık insanlık tarihine, güzelliği ile erkekleri elde edip savaş çıkartan bir kraliçe olarak geçti. Düşünsenize koskoca dünya tarihinde toplasanız bir iki tane kadın tanıyoruz; onlar da ya entrikacı çıkıyor ya da açgözlü ve pasta düşkünü… Bence güzelliğin sürekli entrika ve kötülük ile yan yana getirilmesi, çoğu kadının kendi güzelliğini bastırmasının en önemli sebeplerinden biri…
Wikipedi, “Kleopatra tarihe damgasını vuran kadınlardan biri. Mısır’ın son kraliçesinin hikayesi, aşklarıyla ve iktidar savaşıyla bu günlere kadar geldi. Hakkında filmler çekildi ve onlarca kitap yazıldı. Batı edebiyatına göre şehvet ve güç düşkünü bu şeytan kadın, Roma komutanlarını elinde oyuncak edecek kadar güzel miydi?” diyor.
Aslında ülkesini ayakta tutmak için savaşmayan bir hanedan mensubu, çok daha kötü olmaz mıydı? Çok genç yaşta gelenek gereği kardeşi ile evlendirilerek Mısır gibi zamanının en önemli uygarlıklarından birinde tahta çıkan ve her açıdan son derece dikkatli hareket etmek zorunda kalan bir kadından söz ediyoruz. “Şehvet ve güç düşkünü şeytan” demek biraz ağır değil mi? Acaba onun yerinde bir erkek olsaydı, arkasından böyle mi denecekti? Bana öyle geliyor ki, kadınlar ve fettanlığın sürekli yan yana kullanılması, bir noktada kendi dişiliğimizle aramızda mesafe yaratıyor. Oysa kendisi ile ilgilenen her kadın muhteşem gözükebilir. Bu nedenle eğer bilinçaltımızda bizi güzelliğimizi doya doya yaşamaktan alıkoyan yanlış inançlar varsa, bunların nasıl oluştuğunu fark etmek ve zihin bahçemizden bu zararlı otları ayıklamak görevimiz olsa gerek.
İster güzellik konusunda bilinçaltımıza işleyen doğru ya da yanlış kodlar açısından düşünün ister süt banyosundan, Kleopatra Hamamı’na “Bakımlı kadın” türünün ilk örneği olarak görün; Kleopatra her açıdan konuşulmaya değer biri… Dünyanın bir yarısı çılgın güzeldi derken diğer yarısı hiç de güzel değildi diyor. Gel de merak etme!
Benim önerimi soracak olursanız, Kleopatra’nın hikayesini okuyun. Ona hak verseniz de vermeseniz de, kadın-erkek hepimizin derinlerinde gizlenmiş olan “kadın ve entrika” eşleşmesini bilinçaltınızdan çıkartıp atın. Bunu en çok da kadınların yapması lazım… Eğer bu mümkün olursa, bizi hapseden kalıplardan özgürleşebiliriz. Kendi güzelliğimizi öne çıkartmak ya da mesela dünyayı yönetmek konusunda daha aktif davranabiliriz. Kleopatra öyle olsa da olmasa da hem güzel hem zeki hem de iyi kalpli kadınlar olabileceğine önce bizim inanmamız gerek.
İri burunlu ve Kalın Dudaklı
VII. Kleopatra
Milattan Sonra 46-120 yılları civarında yaşayan antik tarihçi Plutarkhos, Kleopatra’nın güzelliği hakkında bilgi sahibi olabilmek için ideal konumdaydı. Ve Plutarkos’a göre Kleopatra’nın güzelliği hiç de çarpıcı değildi: Kleopatra deyince aklınıza Elizabeth Taylor gelebilir. Oysa yeni araştırmalar, gerçekte Mısır Kraliçesinin yüzü, sinemada gördüklerimizden oldukça farklı diyor.
“Bize anlatıldığı kadarıyla güzelliği hiç de seyredeni esir alan cinsten değildi. Ama varlığının cazibesi karşı konulamayacak kadar güçlüydü. Kişiliğinde ve konuşmasında bir çekicilik vardı ve bunlar her hareketini ve her kelimesini etkileyen güçlü karakteri ile birleşince herkesi büyülemeye yetiyordu. Yalnızca sesini duymak bile mutlu olmak için yeterliydi.”
Plutarkhos, Mısır Kraliçesi için “Güzel olmaktan çok, zeki ve kültürlüydü” diyor. Ona göre, 54 yaşının tüm olgunluğu ve şöhretinin zirvesini yaşayan Sezar’ı sadece güzelliği ile baştan çıkarttığını düşünmek, tarihi biraz zorlamak olur.
Peki, Kleopatra’nın fiziği nasıldı? Her şeyden önce kısa boyluydu. Vücudunun çok güzel olduğu söylenemezdi, ancak hatları düzgündü. Bir Mısır Kraliçesi olmasına karşın gözleri ve teni açık renkteydi diyenler bunu Yunan soyundan gelmesine bağlıyordu ama yeni bir araştırma konuya son noktayı, “Kleopatra aslında esmerdi” diyerek koydu. 23 yaşındayken Roma’da Sezar’ı ziyaret ettiği dönemde heykeltraş Stefanos’un yaptığı “Eskilino’lu Venüs” heykeli, Kleopatra’nın aslına en sadık tasviri kabul edilmekte… Nedense saçlarındaki kıvırcıklık bende de teninin esmer olacağı hissi yarattı. Bu arada heykel gözümüzün içine bakmadığı halde ne kadar güçlü bir ifadesi olduğunu da açıkça görebiliyoruz bence.
Kleopatra’nın Roma günleri sırasında yapılan büstü
Kleopatra’nın yüz yapısına ilişkin en iyi belge ise, Berlin Müzesi’nde korunan ve üstünde Kleopatra’nın resmi bulunan madeni para… Üçgen bir yüz hattına, iri ve uzun bir burna, dar bir alna sahip… En tipik özelliği ise kalın ve etli alt dudağı. MÖ 32’de üretilen bir grup gümüş sikkede ise Kleopatra ve sevgilisi Marcus Antonius’un resimleri birbirine oldukça benzemektedir. Başka bir gruptaysa Kleopatra’nın muazzam bir boynu vardır ama heyhat basbayağı iri ve kemikli burunludur. Burnunu babasından aldığı söylenir.
Karakterine gelince… Kraliçenin saray entrikaları konusunda uzman olduğu konusunda tüm dünya hemfikir. Daha 18 yaşındayken kokuşmuş bir krallığın iplerini elinde tutuyordu. O dönemde bölgede Romalılar’ın hakimiyeti var. Kleopatra hem Romalılar ile iyi ilişkiler geliştirmeye çalışıyor hem de Mısır üzerindeki gücünü Romalılar’a kaptırmamaya gayret ediyor. Bu durumda, entrikalar çevirmek, siyasal rakiplerini zehirlemek, komplolar kurmak ve ihanet, neredeyse doğal bir refleks.

12 Dil Bilen Çok Zeki Bir Kadın
Bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay olduğu bir yüzyılda, 12 dil bilen kaç kadınla tanıştınız? Bazıları ince eleyip sık dokuyarak 9 dil biliyordu diyor ama çoğu kaynağa göre 12 dili mükemmel derecede konuşabiliyor. Tarihçilerin aktardıklarına bakılırsa, Mısır’a 300 yıl boyunca hükmeden Ptolemaios Hanedanı’nın hükümdarları arasında Mısır diliyle konuşan tek kişi Kleopatra… Geri kalan herkes sarayda Yunanca konuşurken o halkla daha iyi bir iletişim kurmaya özen göstermiş. Büyük sulama kanalları yaptırdığı da biliniyor.
Zaten o dönemde kamuoyu yaratma ve algı çalışmalarının yapıldığı birkaç tane enstrüman var. Bir tanesi tüm dünyayı dolaşıp kralların adını duyuran sikkelere basılan resimler diğeri ise halka direkt hitap etmek ya da fikirlerini elçiler aracılığıyla kitlelere duyurmak. Anlayacağınız Kleopatra, PR konusunda da son derece etkin. Halkını etkilemek ve güvenlerini kazanmak açısından gençlik yıllarında kendini dine adadığı ve bu konuda derin bilgi edinerek saygı gördüğü anlaşılıyor. Toplumu etkilemek ve gücünü artırmak için kendisini Mısır Tanrıçası İsis’in enkarnesi (Yeniden bedenlenmiş hali) olarak tanıtmış. Belki de gerçekten öyleydi, kim bilir?
Bakımlı Kadını O İcat Etti
Yirmili yaşlardaki Kleopatra, halı içinde saraya girmeyi nasıl akıl etti? Dünyanın yarısını dize getiren Sezar gibi bir generali kendisine aşık ederek istediği yardımı almayı nasıl başardı? 12 dili hangi ara öğrendi? Matematikle ilgilendiği ve çok zeki olduğu söyleniyor; bunca telaşlı iktidar mücadelesinin, aşklarının ve 3 çocuğun arasında matematiğe nasıl vakit ayırabildi?
Diyorlar ki, daima genç gözüküyordu. Konuştuğu zaman etkisi altına girmemek imkansızdı. Bu nasıl bir hitabet gücü? Kleopatra’nın süt banyoları, kullandığı egzotik kokular, yaptırdığı maskeler dillere destan. Dünyada hamam deyince akla Türkler, Türkiye’de ise hamam deyince akla Kleopatra geliyor. Bu ne özen, ne bakım! Tarihçilerin Kleopatra açık tenliydi ve esmerdi diye ikiye bölünmesi de aslında anlaşılır bir durum. Çünkü koyu tenini açık göstermek için pudralattırdığı biliniyor. Aslında daha çok kadın tarihçi olsa kim bilir başka ne detaylar, ne güzellik formülleri öğrenirdik?
Bu Yaşamdan Ne Öğrendik?
Tek başına bir kadın, dünyayı değiştirebilir mi? Alın, iyi ya da kötü, değiştirmiş işte. Peki, Kleopatra’nın daha iyi bir versiyonu olamaz mı? Güçlü olsun ama gücünü doğru kullansın. İktidar hırsı ile evli generalleri ayartmasın. Savaş açmak yerine barış için çalışsın. Ülkesinin esenliğine kafa yorsun. O müthiş zekasını, 12 dile hakimiyetini, bilimin gelişmesine ve ülkelerin dostça ilişkiler geliştirmesine harcasın.
Bol çocuk, yakışıklı koca ve barış elçisi olan Angelina Jolie arkadaşlar ( Yazıyı yazdığım sırada henüz boşanmamışlardı) Kleopatra ile karışmasın. Belki de Mısır Kraliçesi’nin bu dünyadaki görevi, bize biraz bunları düşündürmekti. Ya da soruyu, en çok neye değer veriyorsunuz diye soralım. Kraliçe koltuğuna oturmaya mı yoksa erdemli biri olmanın iç huzuruna mı?
Kaynaklar:
-Wikipedi
-Focus Dergisi
-NTV Yayınları
-Bir Yaşıma Daha Girdim/ Francesca Gould/ Derin Kitap/1. Baskı/ Ekim 2010