Kendi Gibi Yaşlanmak

Yazımın başlığı “Kendi gibi yaşlanmak”;  Neden böyle bir tabir kullandığımı soracak olursanız, etrafımızda o kadar çok kendi olmayan insan var ki; Günümüzde kendi gibi olmak neredeyse aranan ama bulunması güç bir özellik haline geldi. Davranışsal, psikolojik  ve sosyal yanları bir tarafa, ben mesleğim gereği fiziken “kendimiz gibi olmak”tan söz edeceğim.

İşimiz güzelleştirmek… Teknolojinin ve bilimin bize sunduğu tüm imkanları en uygun kişilere ve en naturel haliyle sunabilmek için çaba sarf ediyoruz. Uygun kişilere dememdeki kasıt, şu: Örneğin bize göz kapağı ameliyatı için başvuran bir hastanın, aslında sorunu göz kapaklarının sarkıklığı ya da göz altı torbalarının fazlalığı değil de göz altında ve göz üstünde yağ doku kaybı olabiliyor. Kişi bunu aynada gördüğü sorunla ilişkilendirse de her zaman bir profesyonelin yorum ve doğru yönlendirmesine ihtiyaç duyuyor. Ona gerçekten ihtiyacı olan uygulamanın yapılacağından emin olmak isterken, aynı zamanda yaptırdığı işlemin onu bambaşka bir kişi yapmayacağı, sadece yüzünde olumlu birkaç değişiklikle fark yaratabileceği konusunda güven duymak istiyor.

GÖNÜL

Yolda yürürken ya da bir mekanda yemek yerken gözümüze ilişen kadınların ( hatta yavaş yavaş erkeklerde de benzer bir durum oluşmaya başlıyor) giderek yüz yapısı, burun, kaş şekli, saç biçimi, hatta giyim tarzı olarak bile birbirlerine çok benzemeye başladıklarını şaşırtıcı bir biçimde fark etmiyor muyuz? O halde estetik cerrahi operasyon düşünen hatta basit medikal estetik dokunuşlar talebinde bulunan kişilerin, başkalarına benzemekten, kendi öz görüntüsünden uzaklaşmaktan neden bu kadar çok endişe ettiklerini anlamak da zor olmuyor. Biz güzellik koçlarının, güzelleştirme zincirinin en önemli halkası olan estetik cerrahlar ile koordinasyon içinde çalışırken, danışanların taleplerini ve beklentilerini  çok iyi algılayıp, hatta bunu yaşam biçimleri ile de ilişkilendirip cerrahi basamağa, doğru biçimde iletmemiz,  aslında bu işlemlerin bir bakıma kaderini belirleyici nitelik taşıyor.

Kendi gibi doğal olmak demek, saç diplerinden beyazlar görünmesine rağmen boya yapmamak , kaş  arasındaki çift kırışık çizgi sebebiyle sinirli olmadığımız anlarda bile çatık kaşlı görünmek anlamına gelmiyor. Ya da doğal yaşlanacağız diye üst göz kapaklarımız neredeyse görmemizi engelleyecek kadar gözümüzün önüne düşüyor olmamalı… Elbette sorun varsa çözüm üretenler de var… Ve çözüm, günümüz koşullarında çok daha pratik ve kolay ise yararlanmak kaçınılmaz…

Hepimizin istediği, sorunlarımızdan kurtulmak ama bunu yaparken de kendi öz yapımızdan uzaklaşmamak. Mesela burun estetiği ameliyatı sonrası, o sempatik gülüşümüzü kaybetmemek; ya da botox sonrası bakışlarımızdaki içtenliği yitirmemek.. Yaşlanmak ancak yaşlanırken kendimizle, dış görünümümüzle barışık ve mutlu yaşamak bu kaçınılmaz süreci… Nasıl bir müzik enstrumanı kullandıkça eskir ama eski bile olsa, düzenli bakımları yapıldıysa halen hoş melodiler çalabilir. Sosyal bir varlık olan İnsanoğlu da imkanları dahilinde varolan problemlerini doğru stratejilerle çözebilir. Yani amacımız yaşlanmamak değil, bu süreci iyi yönetmek olmalıdır.

Bu konular bu sıra aklımı çok meşgul edip danışanlarımla yaptığım konuşmalarımda da gündemimi oluşturuyordu ki dün akşam bir organizasyonda bir araya geldiğim Gönül Yazar imdadıma yetişti. Klasik Türk müziğinin unutulmaz ismi namıdeğer Taş Bebek’ e Yaş alırken yaşlanmamak, hem ruhen hem bedenen genç ve dinç hissetmek nasıl oluyor diye sordum. “Benim yüzümde  Estetik yok” dedi  “ama ihtiyaç duysaydım kesinlikle yaptırırdım” diye ekledi. Elbetteki doğallıktan yana ama yüzünde büyük bir ben, toplum içinde özgüven kaybı nedeni olacak kemikli bir burun sahibi iseniz  günümüzde oldukça konforlu hale gelen Esteteik Cerrahi Operasyonları kesinlikle yaptırmayı önerdi yeni